Novada
Detay Üst

Cumhuriyet ve Demokrasi(4)

Araştırmacı Gazeteci Yazar Ömer Kaysı, Cumhuriyet ve Demokrasi yazı dizisinin dördüncü kısmında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Cumhuriyet ve Demokrasi(4)
  • 25-01-2017 10:10

Röportaj: Mehmet Halhalli

Şanlıurfa Olay Gazetesi Gündemde tartışılmaya devam edilen Cumhuriyet ve Demokrasi tartışmalarını dördüncü kısmını bu hafta sizlerle paylaşıyoruz. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze yaşanan sıkıntılar ve buna bağlı olarak meydana gelen hareketlenmeleri değerlendiren Araştırmacı Gazeteci Yazar Ömer Kaysı, önemli açıklamalarda bulundu.

Geçen günkü söyleşimizde Atatürk’ün sözleri arasında çelişki bulunursa ne olacak diye bir soru sormuştun; şimdi bu soru üzerinde biraz durmak istiyorum. Burada birisi Atatürk’ü yanılmaz görüyor diye bütün Atatürkçülerin aynı şekilde düşündüğünü kabul etmek yanlıştır yanılgısına düşebilir. Ben burada böyle bir genellemeye gitmek istemiyorum. Ancak bunları gündeme getirerek yazan kişinin Türk ordusunda Tüm generallik rütbesinden emekli olduğu ve Silahlı Kuvvetler ve Milli Eğitim Bakanlığınca da Milli Eğitim camiasına yararlanmaları için önerilmiştir.

       Sanırım yanılmak insanlara özgü bir özelliktir. Atatürk de bir insandı. Bu konuda en iyi yaklaşımı büyük Atatürk aşığı olan Falih Rıfkı Atay sergilemiştir. Çankaya adlı kitabının önsözünde aynen şunları yazıyor: “Atatürk de, kızıp darılır, barışıp gene bozuşur, bazen huysuzluğu, bazen keyfi tutar, bir müddet her hangi bir dedikodunun etkisi altında haksızlığa kadar gider, sonra pişmanlık duyar, üstelik alayı, şakayı sever, faniliği size bana benzer tabii bir insandı”

       Tarihte pek az kişi Atatürk kadar istismar edilmiştir. Herkes kendi düşüncesini Atatürk’e yamamakta, onun sözlerini, ne zaman ve ne koşullarda söylediği ortaya konmadan herkes kendi görüşüne uygun bir şekilde aktarmaktadır. Çünkü Atatürk farklı dönemlerde ve farklı mekânlarda değişik koşullarda pek çok söz söylemiştir. Bunları değerlendirmek ve bir sonuca ulaşmak sanırım siyasilerin değil daha çok tarihçilerin görevidir. Günümüzde devam ede gelen Atatürk inkârcılığı ve Atatürk mezhepçiliği bu büyük insanın anlaşılmasını her geçen gün güçleştirmekte ve yeni yetişen nesillerin dimağlarını karıştırmaktadır. Okumayan, düşünmeyen, düşünmeyi sevmeyen ve dolayısıyla düşünce üretmeyen, bilinç bir tembellik içersindeki aydınımız dahi basmakalıp sloganlara alıştırılmıştır. Laikleşmek, çağdaşlaşmak, uygarlaşmak, küreselleşmek gibi son derece anlaşılmaz kavramları diline dolamış olan bu kişiler, derinliğine düşünmeden ve hiçbir araştırma yapmadan bol bol ahkâm kesmekte, kendi düşüncelerindeki karışıklığı halka yaymaya çalışmaktadırlar.

      Aynı zamanda bu ahkam kesen aydınlar demokrasiden söz etmekte, fakat demokrasi dışı her gelişmeye alkış tutmaktadır. Milli kültür sorunumuzu halletmişler gibi, globalleşmekten bahsetmektedirler. “teknolojinin, iletişim vasıtalarının sınır tanımadığı yirmi birinci yüz yılın bu ilk çeyreğinde globalleşmekten vazgeçemeyiz” türünden anlamsız, tümcelerle Amerikan yaşam biçiminin adeta reklamını yapmakta ve teslimiyetçi bir yaklaşım sergilemektedirler. Sonra da ortaya çıkıp Atatürkçü düşünceyi savunmaktadırlar. Oysa Mustafa kemal paşa’nın temel hareket noktası bağımsızlık düşüncesi idi. Yalnız askeri ve siyasi anlamda değil, kültürel olarak da bağımsızlığın korunması önemli bir konudur. Kendi kültürünü korumayı beceremeyen ve onu günün koşullarına göre geliştiremeyen ulusların siyasi bağımsızlığını koruyabilmelerinin olanaksız olmadığını biraz tarih bilgisi olan herkes kavrayabilir.

       Şu gerçeği herkesin kabul etmesi gerekmektedir. Elbette ki Atatürk yaşadığı dönemin ve belki de yirminci yüzyılın en önde gelen dahilerinden biriydi Fakat o, 10 Kasım 1938’de öldü. Onun bütün isteği şüphesiz en büyük eserim dediği Cumhuriyetin yaşatılmasıydı.

Cumhuriyetimiz yaşadığı ve demokrasimiz ayakta olduğu sürece Türk ulusu güçlü olacaktır. Ne zaman ki, birileri Atatürk adına kendi düşüncelerini topluma empoze etmeye kalkışacak ve bilimin sonuçlarına toplumun sağ duyusuna ve seçmenin oyuna itibar etmez, işte o zaman ülkemiz için karanlık günler başlayacaktır.

       Atatürk döneminin en büyük endişesinin hanedanlık ve hilafetin geri gelmesi olasılığı ve ülkemiz için tehlike çanları çalacaktır. Bu nedenle eski rejim taraftarı gördüğü unsurlara karşı Cumhuriyet oldukça sert davrandı. Ancak aradan geçen bu süreçten sonra, aynı tehlike ile karşı karşıya olduğumuzdur.

Bugün ülkemizin rejimle ilgili bir problemi olduğunu mu söylemeye çalışıyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir miyiz?

       Hanedanlığın ve hilafet yıkılalı sanırım 93 yıl oldu ve bir daha geri gelmesi olasılığı yoktur. Yalnız bu konuda günümüzde ortaya çıkan bürokrat, aydın ve bazı siyasilerin demokrasiyi kabullenmemiş olmaları ve halkın tercihine itibar etmemelerinden kaynaklanmaktadır, görüşündeyiz. Bu konuda Atatürk, yukarıda değindiğimiz üzere manevi miras olarak bilimi bıraktığını söylüyor ve ona büyük değer veriyordu. Ancak her nedense Atatürk’ü ve onun sözlerini ağızlarından düşürmeyenler bilimin verilerine pek saygı göstermedikleridir. Bu bağlamda tarih ve sosyoloji bilim dallarındaki gelişmeyi ve bu alandaki yapılan araştırmaların sonuçlarını göz ardı etmek Atatürk’ün görüşlerine aykırı olduğu açıktır. Günümüz sosyoloji ve siyaset bilimcileri ısrarla siyasi yapının, sosyal yapının bir yansıması olduğunu ve dolayısıyla sosyal yapıda bir değişme oluşmadan siyasi yapının değişmeyeceği üzerinde düşünce birliğinin olması gerektiğini söylüyorlar. Fakat ülkemizde sık sık askeri ve son olarak da bir Cemaat müdahalesinde bulunanlar bıkıp usanmadan siyasi yapıyı kendi örümcek kafalarına göre tepeden belirlemeye çalışmaktadırlar. Tabii ki her defasında da beklenenin tam tersi sonuçlar da ortaya çıkmaktadır.

Bugün bazıları Atatürk’ün kişiliğinde Cumhuriyet ilk yıllarını efsaneleştirmeye çalışmakta ve o döneme övgüler düzülmektedir. Bu amaç içinde Cumhuriyetimizin ilk kuruluş yılları üzerindeki düşüncenizi öğrenebilir miyiz?

       Sayın Halhalli:  Günümüzde, geleneksel değerlerine ve inançlarına sahip çıkarak sosyalleşmenin ve çağdaşlaşmanın cihet-i askeriye ve bazı siyasi liderlerimiz tarafından gerici olarak nitelendirilmektedir. Bu durum, insanda eğitim kurumlarımızın kapısından içeriye sosyolojik bilimin giremediği izlenimini vermektedir. Bu davranış biçimiyle Atatürk’ün istediği fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesillerin yetişmesi imkanı olamaz. Cumhuriyetin ilk yıllarını ve Atatürk’ün kural dışı kişiliği yaşadığı dönemin ve koşulların mükemmelliğini değil, bilakis olumsuzluğuna aracılık eder. Çünkü Türk ulusu genellikle daraldığı ve sıkıntıya düştüğü dönemlerde büyük kişilikler çıkarır. Bu itibarla tarihimizin belirli bir dönemini efsaneleştirmek ve bir inanç alanı haline getirmeye çalışmak bugüne hiçbir yarar sağlamayacağı gibi, tam aksine o dönemin anlaşılmasını daha da zorlaştıracaktır.     

 Bir araştırmacı olarak biz de diyoruz ki Milli Mücadele, Cumhuriyetimizin kuruluşu ve bu dönemde yapılan yenilikler tarihimizin belirli bir kesitidir. Dolayısıyla bir tarih alanıdır ve öyle olmak ta gereklidir. Mamafih bu dönem devletimizin yapısını ve kuruluş temellerini ilgilendirmesi açısından özel bir önem taşır.      

Tarih alanı olan bir konu da tarih bilimi esaslarını çerçevesinde ele alınıp incelenmesi gerekir ki; bu konu üzerinde yapacağımız söyleşimize burada bir ara verip, daha sonra bu konuyu daha çarpıcı bir biçimde açıklamaya çalışacağım.



Etiketler: Cumhuriyet Demokrasi
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?