Detay Üst

Cumhuriyet ve Demokrasi

Şanlıurfa Olay Gazetesi Gündemde tartışılmaya devam edilen Cumhuriyet ve Demokrasi tartışmalarını ikinci kısmını bu hafta sizlerle paylaşıyoruz. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze yaşanan sıkıntılar ve buna bağlı olarak meydana gelen hareketlenmeleri değerlendiren Araştırmacı Gazeteci Yazar Ömer Kaysı, önemli açıklamlarda bulundu.

Cumhuriyet ve Demokrasi
  • 26-12-2016 08:57

Röportaj: Mehmet Halhalli

Bugünkü,  toplum arasındaki çatışmalarının temel kaynağını da hala bu aşırı duygusallık ve Tür milletine karşı duyulan güvensizliğin devam ediyor olması oluşturmaktadır. Bu duygusallık ve güvensizlik o kadar artmıştır ki, milletin inancını, geleneklerini ve kültürel değerlerini korumak konusundaki en küçük bir davranış ve hareketi bazı bürokrat aydınları, derhal bölünmez bütünlüğü ve laik rejimi korumak konusun da  endişeye düşürmekte ve toplumun her davranışını aleyhte yorumlama gibi gayri bilimsel ve gereksiz davranışlara sürüklemektedir.

Şüphesiz, ülkemizi bölmek, Sevr projesini uygulamaya koymak için çalışanların olduğudur. Bunlar, Türkiye’nin gelişmesinden ve güçlenmesinden rahatsız olan komşu ülkelerden ve bazı Batılı devletlerden yardım gördükleri açıktır. 1915 tehcirini bahane ederek diplomatlarımıza suikastlar düzenleyen Ermeni terörü ile halen devam eden PKK hareketi buna en canlı örneklerdir. Sovyetlerin dağılmasından önce Türkiye’de bir yönetim kurup Moskova’ya bağlamaya çalışan Marksist ve Leninist örgütler ile İslamcı radikal örgütlerin içerisinde yuvalanmış bölücüler günümüzde dahi çalışmalarını hızla sürdürmektedirler.   

Bunların dışında ülkede, cumhuriyet rejimini devirmeyi, kendi idolojilerine uygun bir İslamcı- Şeriatçı yönetim kurmayı planlayanlar, hilafeti geri getirmeyi arzulayanlar da vardır ve olacaktır. Ancak bütün bunların olması, Türkiye’nin demokrasi yönündeki gelişmesine set çekme gayretkeşliğini haklı gösteremez. Bunlarla kanunlarda eksiklik varsa bunlarda giderilebilir. Fakat bugün olduğu gibi, demokrasinin temel kurumları olan Büyük Millet meclisi, siyasi partiler, sendikalar ve özel sektör baskı altına alınamaz. Geçmişte bu hususlar bahane edilerek yapılan askeri müdahaleler başarılı olamadı. Ama demokrasinin sağlıklı işleyişine mani olan bir takım kurumlar ortaya çıktı ki, millet idaresini hiçe indiren bu kurumların başında Milli Güvenlik Kurumu gelmektedir.

Burada Milli Güvenlik Kurulunun demokrasimizi etkilediğinden söz ediyorsunuz!.. Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Öncelikle ifade edelim ki, sorun bu kurumun varlığı değildir. Hukuk dışı ve demokrasiyle bağdaştırılması mümkün olmayan fonksiyonu, meclisin ve hükümetin üstünde görünen statüsüdür. Başbakanın veya Cumhurbaşkanının Milli Güvenlik Kurulu’na başkanlık etmesi şekli kalmasıdır. Bürokrasisi ve işleyiş biçimi tamamen cihet-i askeriyenin içindedir.

1960 darbesinden sonra Türkiye’de askerin siyasetteki ağırlığının gün geçtikçe arttığı bilinen bir gerçektir. Milli Güvenlik Kurulu 1960 Anayasası ile kurumlaştı. Hükümet ve ordu üst erkanın yer aldığı bu organın aldığı kararlar tavsiye niteliğinde idi ve hükümetler açısından bağlayıcılığı yoktu. 1971 yılında MGK kararları, ifade biraz sertleştirilmekle beraber hala tavsiye niteliği taşıyordu. Ancak 1982 Anayasasında “MGK” kararlarını hükümet öncelikle ele alır” ibaresi ilave edildi. Cihet-i askeriye bunu mutlaka uygular şeklinde anladı ve öyle algılamaktadır. Aslında mümkün olsa da 1982 Anayasasını hazırlayanlar bunu hükümet MGK kararlarını öncellikle uygular, şeklinde düzenlemelere gidildi. Bu düzenlemeler ile rejim adının demokrasi olduğundan çıkarıldı.

Ne var ki uygulamalarda MGK, yürütme ve yasama organının üstünde ve onları aşan yetkilere sahiptir. Kurulda askerler ile siviller eşit sayıdadır. Yalnız Cumhurbaşkanını oyu hangi yönde olursa çoğunluk o yönde oluşmaktadır. Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı döneminde oy çoğunluğu askerlerden yana idi fakat seksenli yıllarda Türkiye’de demokrasi rüzgarları esiyordu. Yürütme ve yasama organları güçlü idi.    

MGK, kendisini hükümetin ve meclisin üzerinde görmektedir. Bu durum, her toplantı arifesinde hükümet çevreleri ve kamuoyunun sıkıntıya düşmesine neden olmaktadır. Güçlü bir meclis desteğinden yoksun koalisyon hükümetleri döneminde MGK daha fonksiyonel hale gelmekte ve siyasi koşulların ve hükümet başkanlarının dirayetsizliğinin doğurduğu iktidar boşluğunu iyi değerlendirip meclisin otoritesini sıfıra indirmektir. Bunun doğal sonucu olarak da bürokrasi hükümetin emrinden çıkıp MGK’nun inisiyatifine girmektedir. Öncellikle asayiş ve güvenlikle ilgili konular hükümetin bilgisi dışında oluşmakta ve siyasi iktidarın emrinde olması gereken ordu, bilakis hükümetin bilgisi dışında oluşarak ve onun denetimi dışında faaliyet gösteren hukuki statü belirsiz oluşumlar toplumun her hareketini izlemekte ve irtica ile mücadele adı altında siyasi olaylara müdahale etmektedir.

Elbette ki bir ülkenin ordusu, rejime yönelik iç tehditlere karşı da harekete geçebilir. Nitekim geçmişte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gelişen ayaklanmalarda silahlı kuvvetler başarıyla kullanılmıştır. Günümüzdeki bölücü teröre karşı da uzun yıllardır askeri güçlerle mücadele edilmektedir. Ancak ordunun devreye girmesi, gerekir. Bu konudaki siyasi değerlendirme de hükümetlere aittir. Ne var ki, yakın dönemde cereyan eden olaylarda böyle olmamış, siyasi iktidarlar genelkurmayın gölgesinde kalmışlar, hükümetler ordu üst kademesinin değerlendirmesine katılmadıkları halde istemeyerek de olsa onların paralelinde hareket etmişlerdir.     

Günümüzde en çok Atatürk ve ilkelerine saldırılarda bulunulmaktadır, bu saldırıların günümüzdeki olaylarla ilişkisi var mıdır?

Cumhuriyetimizin kurucusu olan Atatürk, şüphesiz deha çapında bir insandı bunu kimse yadsıyamaz. Türk ulusunu kalkındırmak ve güçlendirmek için var gücüyle çalıştı. Elindeki kıt olanaklara rağmen büyük işler başardı. O dönemdeki birçok aydın gibi o da insanımızın akılcılıktan uzaklaştığını düşünüyordu. Bu nedenle akılcılık ve gerçekliğin toplumda yer etmesi için birçok reformlara girişti. Gerçekleştirdiklerini beğenip beğenmemek ayrı bir konu olmakla beraber samimiyetinden asla şüphe edemeyiz.

Sayın Halhalli önemli bir soruyu gündeme getirdin. Konuyu daha açıklayıcı ve kaynaklara dayanarak önümüzdeki söyleşimizde dile getirmek, sanırım daha belirleyici olacaktır.



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?