Detay Üst

Bölücülük Sorunu ve Ermeni-PKK terörü(3)

Gazeteci, Yazar ve Tarihçi Ömer Kaysı ile sizler için her hafta gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin geçen haftaki konusu olarak Anadolu’da süregelen bölücülük faaliyetleri ve PKK sorununu seçmiştik. Bölücülük faaliyetlerini değerlendiren Kaysı, bu haftaki söyleşisinde Ermeni meselesi ve bölücülük faaliyetleri çerçevesinde değerlendirdi.

Bölücülük Sorunu ve Ermeni-PKK terörü(3)
  • 30-11-2016 09:35

       Sayın Hocam: Günümüzde PKK hareketi ve daha önceki bölücü hareketleri arasında ortak bir nokta görüyor musunuz?

Bu konuda ortak hareket edenlerin inançsız ve ateist kişiler olmalarıdır. Bu nedenle özellikle Mondros Mütarekesi’nden sonra İngiltere istihbaratının aksi yönde çalışmalarına rağmen Doğu Anadolu’daki Kürt aşiretleri Milli Mücadele’ye katıldılar. Milli Mücadele’de halkı motive eden temel güç ise din idi.

       Türk devleti bölücülük ve benzeri sorunları çözmek için dinle barışmak zorundadır. Militan bir laiklik anlayışını sürdürmek devletin toplumla ters düşmesine yol açacaktır. Bu hususta çok partili demokrasiye geçişten itibaren hayli yol alındığı söylenebilir. Ancak politikacıların inançlı kesime yaklaşımı sanırım çok da samimi olmaktan uzaktır ve daha çok istismara yöneliktir.

       Diğer taraftan bölücülük sorununun çözülmesi konusunda bazı aydınların öne sürdükleri görüşler son derece tehlikelidir. Onlara göre sorunların kaynağı demokrasi ve insan hakları alanındaki eksikliklerdir. Oysa bu, Batı’nın sürekli olarak tekrarladığı bir söylemidir. Bölücü terör demokrasi eksikliğinden kaynaklanmamaktadır. Bu nedenle demokrasinin artması ile de bu sorun önlenemeyecektir. Federasyon, özerklik vb. görüş birliği içinde olanların ise ya art niyetli oldukları ya da kendine güven duygusunu kaybetmiş, korkak ve safdil aydınlardır.

       Diğer taraftan, düşünce hürriyeti adı altında, bölücülük faaliyetlerine alkış tutan bir yayın politikasını desteklemek ise en azından algılamalardaki eksikliklerdir. Çünkü bölücülük ve terör bir düşünce değildir. Aynı zamanda felsefi bir temeli de yoktur.

       Türkiye’de bölücülük sorununu halletmek için bilimsel bir biçimde soruna yaklaşmak ve tarih, sosyoloji ve sosyal psikoloji disiplinlerinin plan ve verilerini dikkate almak zorundadır.

Bu konuda araştırma enstitüleri oluşturulmalı ve Türk toplumunu yüzyıllardır birbirine bağlayan unsurlar araştırılmalı ve ön plana çıkarılmalıdır. Düşünün yaklaşık bin  yıldır bir arada yaşadığımızı söyleyip, hem de bu uzun süreç dilimi içersinde oluşmuş kültürel bağlardan sarf-ı nazar edilemez.

       Günümüzde Batı, Türkiye ile ilgili geniş bir bilgi birikimine sahip olduğunu bilmemiz gerekir. Uzun ve yorucu araştırmalar sonucu elde ettiği bu birikimi gerektiği zaman ülkemizin aleyhine kullanabilmektedir. Fazla bilgisini istismar edeb batı karşısında Türkiye, aynı plan ve silahla çıkmak zorundadır.

 

       Sayın Hocam: Burada sözünü ettiğiniz silahlı teröre karşı ne gibi önlemler alınmalıdır?

       Aslında bölücülük sorununun silahlı teröre dönüşmesi sanırım en son aşamadır. Bunun için düşünce, sosyal ve psikolojik planda bir ön hazırlığa ihtiyaç vardır. Bu hazırlık safhası ve sonrası bugün Mondros Mütarekesi ile başlamış olan Batı’nın Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki bilgi birikimine karşı, Türkiye’nin o ülkeler hakkında aynı bilgi birikimine sahip olmadığıdır. Yukarıda da temas edildiği gibi bu konuda en yakın coğrafya alanları bile ihmal edilmiştir.

       Eğer bölücü terör bir nebze olsun bitmiş olsa, Türkiye’deki bu konuyla ilgili, devede kulak örneği araştırma faaliyetleri de tamamen duracaktır. Oysa sadece bu alanda değil, ülkenin geleceği ile ilgili her konuda, tarihi coğrafi ve sosyolojik araştırmalar yapmak ve bu konularda geniş bir bilgi birikimi oluşturmak, potansiyel tehlikeleri önleyebilmek için son derece zorunludur. Geleceğe ilişkin bir projeksiyon olmadan ülkenin güvenliği garanti edilemez.

       Günümüzde yalnız Yunanistan’da yaklaşık dokuz adet Balkan Araştırma Enstitüsü bulunmaktadır. ABD’deki Türk tarihi üzerinde araştırma yapan üniversite ve enstitülerin sayısı yaklaşık 45’in üzerindedir. En uzun sınıra sahip olduğumuz dağılan Sovyetler Birliği üzerinde batı’da Sovyetoloji denilen bir bilim dalı geliştiği halde Türkiye bugüne kadar tek bir Sovyetolog yetiştirmemiştir. Bu nedenle Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Türki Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını elde etmesi gibi olaylar karşısında, ülkemiz oldukça hazırlıksız yakalanmıştır. Bunu Kafkasya ve Balkanlarda gelişen olaylarla da benzerlik kurabiliriz.

       Sayın Hocam: Batılı devletlerin önemli ölçüde bilgi birikimine ve bölücü faaliyetleri yönlendirdiği biçiminde algılaya bilir miyiz?

       Bu sorunuzu son bölümde açıklayacağım için söyleşimize burada son verelim derim.



HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

En Alt Reklam