Detay Üst

Bölücülük Sorunu- Ermeni ve PKK Terörü 2

Gazeteci, Yazar ve Tarihçi Ömer Kaysı ile sizler için her hafta gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin geçen haftaki konusu olarak Anadolu’da süregelen bölücülük faaliyetleri ve PKK sorununu seçmiştik. Bölücülük faaliyetlerini değerlendiren Kaysı, bu haftaki söyleşisinde Ermeni meselesini bölücülük faaliyetleri çerçevesinde değerlendirdi.

Bölücülük Sorunu- Ermeni ve PKK Terörü 2
  • 21-11-2016 10:44

Geçen hafta Ermeni terörü üzerinde duracağımızı belirtmiştim. 1973 yılında 70 yaşındaki bir Ermeni’nin Amerika’nın Los Angeles kentinde iki Türk diplomatını vurarak şehit etmesine kadar Türkiye, bir Ermeni sorunundan haberdar değildi. Ermenilerin bu olayı 1915’deki Ermeni katliamının bir karşılığı olarak takdim etmeleri üzerine, Türk dış işlerinin o günkü tepkisi hayli dikkat çekici idi. Dışişleri bu olayların Osmanlı İmparatorluğu döneminde oluştuğunu, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayamayacağını iddia ederek olaydan sıyrılmak istedi. Ancak kısa bir zamanda görüldü ki, olay bu şekilde ele alınmakla sorunun üstünkörü geçilmesi değildi.

İşte o zaman Türkiye, Ermenilerle ilgili olayların gerçeğini ortaya koymak için bazı çalışmalar başlattı. Ancak bir hayli geç kalınmıştı. Çünkü Ermeniler 70 yıl boyunca kendi iddiaları konusunda yüzlerce araştırma yapmışlar ve bu konuda yüzlerce eser kaleme alarak önemli bir bilgi birikimi oluşturmuşlardı. Olayların gerçek yönünü araştırmak isteyen herhangi biri için, ünlü tarihçi Bernard Lewis’in anlatımıyla” Tarihin Ermenilerce yorumu” paralelinde bir görüşe sahip olmaktan başka bir alternatif yoktur.

Türkiye bugün 10 yılı aşkın bir süredir. Bölücü terörle karşı karşıyadır. Fakat sorunun kökeni çok daha eskilere kadar gitmektedir. Aynı Ermeni sorununun olduğu gibi bu konuda da yapılan bilimsel araştırmaların çoğunun 1980 sonrasına ait olması Türkiye’nin yine günlük politika uygulayarak olaylara göre tavır aldığını ortaya koymaktadır.

      Büyük Atatürk’ün en çok önem verdiği konulardan birisi de tarih araştırmacılığı idi. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Dil ve tarih Coğrafya Fakültesi’nin kuruluşu onun bu konuya verdiği önemi ortaya koymaktadır. Ancak Türkiye, onun ölümünden sonra her nedense, bilim alanındaki çalışmalara gereken önemi vermemiş ve kendi tarih ve coğrafyasına adeta küsmüştür. Yaklaşık 93 yıla yaklaşan Cumhuriyet dönemi boyunca en yakın coğrafi komşumuz olan Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya üzerine ciddi sayılabilecek hiçbir çalışma yapılamamıştır. Oysa buralarda gelişen olaylar Türkiye’yi çok yakından ilgilendirmektedir. Türkiye buralarda gelişen her olay ile ilgili olarak sık sık “Olayları yakından izliyoruz” açıklamasında bulunur, ancak bu izleme, olaylarda inisiyatif almak ve bunların Türkiye’nin lehinde gelişmesi için çalışmak şeklinde değildir. Sadece olayları izlemek şeklindedir.

Anlatımda bulunduğunuz inisiyatif konusunu biraz açabilir miyiz? 

Bilindiği gibi zaten olaylarda inisiyatif alacak bilgi birikiminden de yoksunuz. Çünkü dış politikada başarı, büyük ölçüde bilgi birikimi konusunda hazırlıklı olmaya bağlıdır. Kamuoyunun duyarlılığı da ancak bu suretle sağlanabilir.

      Sanırım ülkemizde ihmal edilen niteliklerden biri de Türk toplumunu birbirine bağlayan ortak noktaların arttırılmasına yönelik çalışmaların yeterli olmayışıdır. Bilakis toplumu bütünleştirici unsurların tahrip edilmeye çalışıldığı görülmektedir.

      

Osmanlı İmparatorluğu döneminde toplumun kimliğini oluşturan ana unsur İslamiyet idi. Avrupa ise Osmanlı’ya Türk diyordu. Balkanlar'da Müslüman olan halk için de Avrupa “Türk oldu” diyordu. Türk sözcüğünün sosyal kimlik olarak ortaya çıkması 19. yüzyılın son çeyreğinde hatta daha çok 20. Yüzyıl başlarında oldu.

      Yalnız, Türkçülük düşüncesinin öncülerinin ortaya koyduğu Türk kimliği ırk temeline dayanmıyordu. Ancak daha sonraki dönemde Türkçülük akımı Alman ırkçılığının etkisinde kaldı. Cumhuriyet dönemindeki bazı uygulamalar da bu yönde idi. Türk adı ön plana çıkartılmakla beraber bu kavramın içi boş kaldı. Dil, inanç ve kültür alanında yapılan çalışmalar binlerce yılda oluşmuş olan geleneksel Türk kültürünü göz ardı edici bir açıklık kazandı. Sonuçta Türk sözcüğü sadece Türkçe konuşan ve Türk soyundan gelenler için kullanılan bir kavram halinde ele alınmaya başlandı.

      Bu durum Türkiye’deki etnik gruplar temel alınarak bölücülük yapmak isteyenler için de istismar vasıtası oldu. Yüzlerce yıldır birlikte yaşadığımız insanlar sadece mensup oldukları etnik köken veya konuştukları diyalekt göz önüne alınarak istismar edilmeye ve etnik temele dayalı ırkçılık gibi belirli bir ırk temeline dayanmadıkları, Türk sözcüğünün Türkçe konuşan uluslara ancak 7. ve 8. Yüzyıllardan sonra ad olduğu biliniyordu. Yüzlerce yıldır Orta Asya’dan Batı’ya doğru çeşitli yönlerde yayılmış ve yerleştiği coğrafyalarda birbirinden farklı yüzlerce toplum ve kültürle karşı karşıya gelmiş bir ulusun ırken homojen kalmayacağıdır. Fakat Türk kültürü, kendine özgü özelliklerini korumuş ve karşılaştığı toplumlardan aldığı yeni kültür unsurlarıyla güçlenmiş ve dinamizm kazanmıştı.

     Cumhuriyet dönemindeki hukuki reformları yapabilmek için hilafeti kaldırmak ve dini kurumları kapatmak zorunlu idi. Ancak bu yolla, aynı zamanda Türk toplumu, yüzlerce yıldır birbirine bağlayan en önemli unsur olan din de yara almış oldu. Cumhuriyet döneminde yetişen bürokrat-aydınların laiklik prensibinin dinsizlik olarak algılanmasına yol açtı.

Söyleşimize önümüzdeki hafta devam etmek için burada keselim derim. Ne dersiniz?

Evet önümüzdeki hafta PKK hareketi ile başlayan bölücülük hareketlerine devam edebiliriz.



HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

En Alt Reklam