Metrolife
Detay Üst

Abuzer: ‘Gençliğin bozulması dava şuurunun verilmemesindendir’

Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din ve Felsefe Bilimleri Bölüm Başkanı Doçent Doktor Celil Abuzer giderek bozulan gençliğin sebebini, İslami boyutun büyükler tarafından gençlere dava şuurunun verilmemesine bağladı.

Abuzer: ‘Gençliğin bozulması dava şuurunun verilmemesindendir’
  • 09-01-2017 08:49

Röportaj: Mehmet Kaması

Dünyanın hızlı bir şekilde gelişmesi, başını alıp giden teknolojinin çağ atlaması ve Ortadoğu’da yaşanan savaşların gönümüz gençlerin üzerindeki etkisinin nasıl olduğu üzerine Harran Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi Din ve Felsefe Bilimleri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Celil Abuzer, Şanlıurfa Olay gazetesine açıklamalarda bulundu. Ülkemizde okullarda verilen din eğitiminin yeterliliği, çağımız gençliğinin İslami boyutunu ve İslam coğrafyasındaki savaşın İslami gençliğini nasıl etkilediği hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Celil Abuzer, ülkemiz başta olmak üzere İslam gençliği bilincinin tekrardan kazandırılması için öncelik olarak İslam şuurunun gerçek anlamda aktarılmasından geçtiğini söyledi. Günümüzde gençlerin kendine rol model olarak daha çok sanatçıları ve ünlü kişileri aldığını da belirten Celil Abuzer, bunun İslami şuuru olumsuz etkilediğini ve ailelerin çocuklarına gerçek rol model olan Hz. Muhammed(S.A.V)i rol model olarak aktarmaları gerektiğini söyledi.

Öte yandan Ortadoğu’da yaşanan savaşların da İslam gençliğini oldukça olumsuz etkilediğini söyleyen Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din ve Felsefe Bilimleri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Celil Abuzer, “İslam coğrafyasında hızlı bir nüfus artışı var, müthiş bir gençlik geliyor. Aynı zamanda sorgulamaya başlayan, uyanan bir gençlik geliyor. Ondan dolayı Batı ülkeleri olabildiğince Ortadoğu’da savaşlar çıkarıp bu gençliğin önüne geçmeye çalışıyor.” dedi.

İşte Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din ve Felsefe Bilimleri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Celil Abuzer’in çarpıcı açıklamaları ile gazetemize verdiği röportaj…

Gençliğin kötü gidişatını neye bağlıyorsunuz?

“Burada iki farklı yapı var, birincisi: biz gençleri anlayamıyoruz, anlamaya yanaşmıyoruz. İlk önce hedef kitlenizi tanıyacaksınız, hedef kitlenizin taleplerini göreceksiniz. Onunla ortak bir dil geliştireceksiniz, onunla iletişim kurabileceğiniz bir dil geliştirmeniz gerekiyor. Çağımız dünyanın hızlı geliştiği bir çağ. Dünyanın küreselleştiği bir çağdır. Bugün bir tuşla dünyanın öteki hayatlara müktabil olabiliyorsunuz. Bu anlamda öncelikle gençlerle ortak bir iletişim ağı kuracaksınız, bu konuda yetkililerin ebeveynlerin önemli problemlerin olduğunu iletişim problemlerinin olduğunu görüyorum. Örneğin bir baba akşam oğluna bir şey diyor ama o anlamıyor. Çünkü ruhunu kalbine işlemiyor. Bu şu demek değildir. Genç ne istiyorsa yapsın, biz ne istiyorsa verelim anlamında değil. Hedef kitlenizi tanıyabildiğiniz ölçüde, iletişim kurabildiğiniz ölçüde katkı sunarsınız. İkinci yapıya geldiğimizde ne yapmamız gerekiyor? Bir defa gençliğe bir ruh vermemiz gerekiyor. Gençliğe bir idealizm vermemiz gerekiyor. Gençliğe bir dava şuuru vermemiz gerekiyor. Gençliğe kim olduğunu, nereden geldiğini ve kökünün ne olduğunu, amacının ne olması gerektiğini, insan olmanın erdemini ve onurunu ona sunmamız gerekiyor. Bunu sağlayacak kanallar açmamız gerekiyor. Gençliğe şunu yapma, bunu yapma, şundan uzak dur değil de niçin yapmaması gerektiğinin bilincini vermemiz gerekiyor.”

‘Anne, baba eğitimi üzerinde durmamız gerekiyor’

Gençlere ruh ve dava şuuru vermemiz gerekiyor, dediniz. Bu dediğiniz şuur ilk önce aileden başlar. Bahsettiğiniz şuurun ailedeki karşılığı nedir?

“Ailelerimiz televizyonun insafına terk edilmiş. Baba o iş dünyasının yoğun iş temposunda çalışıyor ve evi de bir otel gibi kullanıyor. Lokma daha boğazını aşmadan kendisini dışarıda buluyor. Şimdi böyle bir baba profili elbette ki çocuğa faydalı olmaz. Anne deseniz o da televizyon dizilerinin insafına terk edilmiş. Elinde kumanda ile televizyon karşısında gülerken öbür tarafta çocuğun ders çalışmasını beklemek ahmakça bir şeydir. Dolayısıyla biz bu bilinçlenmeyi, ebeveynlerin üzerinden götürmemiz gerekiyor. Gençliğe ruh verme, dava şuuru verme, kimlik verme evde başlıyor. Biz Türkiye’de yaşıyoruz, Türkiye’nin gerçeklikleri nedir, devlete-millete karşı sorumluluklarımız nedir, biz buraya nereden gelmişiz, bizim ecdadımız kim, büyüklerimiz kim, rol modellerimiz kim, rol model olarak kimleri sunuyoruz? Bunlar ailede başlıyor, okulda bunun üzerine bina ederek devam ediyor ve sokakta bütün bir toplumu sarması gerekiyor. Biz maalesef mücadeleyi en başta ailede kaybediyoruz. Mesela evlenecek olan çiftlere bir haftalık 15 günlük hatta duruma göre 3 günlük de olabilir iyi bir anne baba bilinci ve şuuru vermek adına bir şeyler düzenleyebiliriz ve buraya katılanlara günün anlamına göre bir ödül verebiliriz. Nikah kıymak için gelen çiftler ciddi bir aile nasıl olur, babanın rolü, annenin baba ve akrabalarla iletişimi bu konuda daha işin başında iyi bir seminerden geçirmemiz gerekiyor. Toplumsal değişme topyekun olan bir şeydir. Bir yerde başlar ama bunun toplumun her katmanını sarması gerekiyor. Ancak belli bir seviyeye geldiği zaman ilerlemeyi ve değişmeyi gözlemleyebilirsiniz. Bizim öncelikle anne ve baba eğitimi üzerine odaklanmamız gerekiyor. Çünkü onların yetiştirdiği o çocuklar o dava şuurunu, kimlik şuurunu kazanmış olabilsin.”

‘Çocuğun kabine hitap etmek inanç ile sağlanır’

Şanlıurfa’da, genelde Türkiye’de son zamanlarda özellikle 15-21 yaş arası gençlerde madde kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Bunun sebeplerinin ailenin İslamı çocuklarına doğru bir şekilde anlatamamasından kaynakladığı görüşleri daha fazla. Sizin düşünceleriniz nedir bu konuda?

“Biz ailede bir yapı inşa edebilirsek, Müslüman şahsiyetinin nerede olması gerektiğini verirsek, çocuk da oralara gitmez. Zaman zaman ben de sahada bulunuyorum ve karşılaşıyorum. Bu gençler, sahipsiz gençler, annesi sahip çıkmamış, babası sahip çıkmamış, okul da ilgilenmemiş ve hep itilmiş kakılmış gençlerdir. Biz sürekli bir sosyal problemin kaynağını bulmaya çalışıyoruz. Ve o problemin kaynağını kurutabilirsek zaten o sosyal problem kendiliğinden ortadan kalmış olur. Köprü altında tiner çeken, uyuşturucu alan iki genci tutup emniyete atmanız çözüm değildir. Onu götürürsünüz ama  onun kardeşleri, yeğenleri veya arkadaşları devam eder. Ama bu çocukları oraya iten sosyolojik nedenler nedir, kaynak nedir diye baktığımızda o zaman sorunun farkına varmış oluruz. Bu çocukların yakınları, bunların omuzlarına bir el atmamıştır. Eğer bunlar yapılmış olsa bu gençler o bataklığa gitmez. Ben onlarla konuştuğumda onlar bu durumdan oldukça rahatsızdır, düşmüş ve çıkamıyor. Bu çocuklar için Rehabilitasyon merkezleri olması lazım. Rehabilitasyon merkezleri bile bazen yanlış anlaşılıyor. Ver ilacı orada uyut. Bu değildir rehabilitasyon merkezleri. Yani onun zihnine girmek, onun kalbine girmek, bunun yüreğine girmek gibi yöntemleri kullanmak lazımdır.

Aslında bizim çok büyük bir kaynağımız var, din var, İslam var, inanç var. Bunu kullanmak; bunun üzerinden gitmek yani çocuğun zihnine yüreğini ve kabine hitap etmek bunu inanç ile sağlarsınız. Kur’an ile sağlarsınız, İslam ile sağlarsınız, namaz ile sağlarsınız, kul hakkının ne kadar günah olduğu bilincini verirsiniz. Yani vicdani sorumluluğu o çocuğa vermeniz gerekiyor. bunu sağladığınızda o çocuğu o pislikten çekersiniz. İlaçla zihin değişmiyor. Geçici etki oluyor, belli bir süre sonra yine aynı şekilde pisliğe bulaşacaktır. Onun için gençliğe önce kimi rol model olarak sunuyoruz, bu çok önemlidir. Çünkü gençlik kendisini rol model üzerine sosyalleştiriyor. Sanatçı veya yazar olan bir arkadaş gençlere rol model oluyor, baktığında bu gayri ahlaki her türlü şey var, sesi çok güzel; çok güzel müzik yapıyor ama gençler bunu rol model alarak sadece müziğini ve yaşantısını alıyorlar. Bir toplumu yozlaştırmanın en önemli ayaklarından birisi o toplumun gerçek rol modellerini ütüleyip ortadan kaldırıp sahte ve o toplumu temsil etmeyen ve yapay rol model temsil etmektir. Ve başta Türkiye olmak üzere İslam coğrafyasında bu tuzak müthiş bir şekilde kitle iletişim araçların desteği ile işleniyor. Bizlerin gerçek rol modellerini toplum hiç tanımıyor.”

‘İmam ve Din Kültürü öğretmenleri biraz çalışsalar birçok sorun çözülür’

Devletin İslam açısından verdiği eğitim ne kadar yeterlidir?

“Bizim en büyük sorunlarımızdan biri din eğitimi idi. Yani Milli Eğitim sistemimizdeki din eğitimi yakın zamana kadar çok tatmin edici değildi hatta belli ölçüde yoktu. Ama AK Parti iktidarı ile birlikte, bu sosyolojik sorunlar ortaya çıkınca çözüm olarak bunun din olduğu, İslam olduğu anlaşıldı. Sonuçta Müslüman bir toplumuz. Dolayısı ile gençleri yeniden mecrasına çekecek, yetiştirecek şeyin de İslam olduğu bilinci büyük ölçüde kabul görüldü. Ve seçmeli dersler adı altında bugün bütün okullarımızda bir din eğitimine yöneliş var. Belki bunun sonuçlarını beş yıl sonra bunu toplumda göreceğizdir. Ama bunun öncesinde yer yoktu. Hatta 28 Şubat sürecini  görecek ve onun öncesi dönemleri okuyacak olursak bunun yasak olduğunu görüyoruz. Siz gençliğe bir ruh verecek, bir kimlik inşa edecek şeyleri vermezseniz o onun yerini başka şeylerle doldurmaya çalışır. Ve yerini doldurduğu şeyler de sizin kabul etmeyeceğiniz bir yapıyı oluşturur. Benim takip ettiğim kadarı ile Diyanet Başkanlığının bu konuda ilkokul seviyesi çocuklara dönük mahalle kursları anlamında okullarda destek eğitimi adı altında anaokullarında ekstra görevli bulundurarak din eğitim alanında ciddi çalışmalar başlamış durumda. Ama tam sahaya hakim değiliz. Bunun da eksiklikleri var. bizim sorunumuz insan sorunudur. Yani bu işi yapan insanlarımızdaki eksiklik de önemlidir. Benim sürekli kullandığım bir sloganım var, ‘Bu ülkede iki sınıf imamlar ve  Din Kültürü Öğretmenleri var yüzde 50 performanslarının üzerinde çalışsalar birçok sorunumuzu çözeriz. Burada kendi insanımızda ciddi bir sıkıntı var. Din eğitimi alan kesimimizde sıkıntımız var. Çünkü din eğitimi maddi kaygısı ile yapılacak bir şey  değildir. Memuriyet zihniyeti ile yapılacak bir iş değil. Din eğitimi gönül işidir, vefa işidir, dava işidir ve dava olarak bakmakla yapılacak bir iştir. Ve kendinden ödün vermektir. Yeri geldi mi hobinden ve kendinden vazgeçmeyi gerektiren bir şeydir. Ama maalesef burada ciddi anlamda sıkıntılarımız var. imamlarımıza baktığımızda  bir kısmının müteahhitlik yaptığını veya esnaflık yaptığını görüyoruz. Yine Din Kültürü Öğretmenlerimizin belli kısmının asıl mesleğinden farklı şeylerle uğraştığını görüyoruz veya bunu bir dava bilinci şuuru olarak işlemediğine şahit oluyoruz. Ama bunların içinde başarılı örneklerimiz de var. Gerek imamlarımız olsun gerekse Din Kültürü Öğretmenlerimiz olsun bunun sayısını arttırmamız gerekiyor. Bu toplum bizim, bu gençlik bizim, burası bizim memleketimiz ve bu insanlar bizim insanlarımız dolayısı ile bizler bunlara sahip  çıkmak durumundayız. Bunlara başta dini şuur olmak üzere biz kimiz, bizim kökümüz nedir, biz gökten zembil ile inmedik, bizim bir geçmişimiz ve geleceğimiz var. Geleceğe dönük projelerimiz var. Ben buna Medeniyet şuuru, Tarih şuuru ve Coğrafya şuuru diyorum. Bu 3 şuuru insanımıza vermek zorundayız. Tarih, medeniyet ve coğrafya çok önemli şeylerdir. Bu 3 şeyi insanımıza anlatamıyorsanız yaşadığımız Dünya ölçeğindeki sorularımızla da yüzleşemeyiz. Bugün Türkiye hedefse bu üç şeyden dolayıdır. Bir temsil ettiği medeniyetten dolayı, temsil ettiği tarihi mirastan dolayı ve üzerinde yaşadığı coğrafyadan dolayıdır. Türkiye jeopolitik olarak, stratejik olarak çok önemli bir kavşaktadır. Asya ve Avrupa’nın tam kavşağı konumunda olduğu için hedeftir. Biz buna tarih şuurunuzu ve medeniyet şuurunu da eklediğimizde biz görmesek de o üst akıl şer akıl hala bizi bir medeniyetin temsilcisi olarak görüyor. Hala bizim tarihi mirasımızın farkındadır. Bazı insanlarımız bunun farkında olmasa da onlar bunun farkındadır. Hep şu endişeyi yaşıyorlar: Bir gün bu toplum, bu millet yeniden o medeniyet şuurunu, tarih şuurunu ayağa  kaldırabilir mi? Ve bugün bunun endişesini yaşadıkları için başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan olmak üzere Türkiye’ye karşı tuzak üzerine tuzak kurmaktadırlar.”

İslam coğrafyasındaki savaşları nedenleri…

İslam coğrafyasında ve özellikle Ortadoğu’da bir kargaşa ve savaş hâkim. Bu da orada yaşayan insanlar üzerinde büyük bir etki yaratıyor. Bu savaşların ve iç karışıklıkların orada yaşayan gençler üzerinde ne tür etkisi var?

“Bunu yine üç şey üzerinde göreceğiz. Medeniyet şuuru, tarih şuuru ve coğrafya şuuru, niçin savaşlar hep İslam coğrafyasında, neden kan ve gözyaşını yaşayanlar hep Müslüman insanlar? Bugün dünyada Batı nüfusu hızla geriye doğru gidiyor. Fransız ırkı, Alman ırkı, İngiliz ırkı yükselmiyor. Çünkü çocuk yapmıyorlar, gençleri yok. İslam coğrafyasında hızlı bir nüfus artışı var, müthiş bir gençlik geliyor. Aynı zamanda sorgulamaya başlayan, uyanan bir gençlik geliyor. Onlar bizi bizden çok daha farklı görüyorlar. Ya bir gün bunlar uyanırsa? Bunun yolu Sünni savaşlar çıkarmaktır ve İslam coğrafyasında uygulanan sistemlerden en önemlisi budur. Ölen de öldüren de Müslüman gençler.”

‘Türkiye onların oyunlarına çomak soktuğu için hedeftir’

Müslüman gençlerin önüne mi geçilmeye çalışılıyor?

“Müslüman gençlerin önüne geçiliyor. Biz de diyoruz ki bu oyunu, bu tuzağı bozalım. Türkiye bu oyunu, bu tuzağı bozduğu için hedeftir. Türkiye bu oyuna çomak soktuğu için, ‘Bu tarih benim, bu medeniyet benim, benim sözüm de geçer’ dediği için hedeftedir. Türkiye onlara hizmet etmediği için, onların çıkarlarına uygun davranmadığı için hedeftedir. Gençlere bu savaşları tarih şuuruyla anlatmamız gerekiyor. Orada öldürülen çocuğun tek suçu Müslüman olmasıdır. Bu bir medeniyet savaşıdır. Hira çocukları ile Olimpos dağının çocuklarının savaşıdır. Gençliğe bu şuuru vereceğiz, gençliğimize bunu anlatacağız.”

‘Urfa bu sorunlardan en çok etkilenen ildir’

Bugün baktığımızda Emperyalist güçler bu İslam gençliğini bertaraf etmek istiyorlar. Somut olarak Suriye gençliğini örnek verebiliriz. Bu sorunun son bulması için İslam ülkesi olarak ne yapmamız gerekiyor?

“Urfa, bu olayı en yoğun olarak yaşayan illerimizden birisidir. Sorunlarıyla birlikte yaşayan, Ensar-Muhacir gençliğine en güzel örneklik yapan illerden biri olmakla birlikte bunun getirdiği sorunları da yaşayan şehirlerden biridir. Sokağa çıktığımızda Suriyeli gençlerde o gözümüzde canlandırdığımız İslami kimliğin olmadığını görüyoruz. Peki, biz ne yapacağız? Onların da bizim bu şuurlandırma politikalarımıza ihtiyaçları var. Onlara dönük de bir uyandırma ve şuurlandırma projesi üzerinde çalışmamız gerekiyor. Biz yeniden bir diriliş hamlesi başlatacağız. Bu var oluş ve yok oluş mücadelesidir. Bu defa biz başarısız olursak, yani son kale olan Türkiye’yi çökertirlerse yeryüzünde Müslümanları ayağa kaldıracak ve onlara önderlik edecek, ağabeylik yapacak, önlerini açacak başka bir toplum ve başka bir millet olmayacak.”



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?