ÖZEL CELLA ÇİFTİ

98 yıl öncesinin heyecanını yaşıyoruz

Şanlıurfa tarihte kendi kendini kurtaran şehir olarak anılır. Düşman işgalinden kurtuluşunun bayram olarak kutlandığı tarih ise, 11 Nisan günüdür. 11 Nisan, ulusal bağımsızlık savaşımızın şanlı destanlarından biridir. Bu yıl, Şanlıurfa’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıl dönümüdür.

98 yıl öncesinin heyecanını yaşıyoruz
  • 11-04-2018 08:42

1919 yılında önce İngilizlerin, daha sonra Fransızların işgaline uğrayan Urfa, 11 Nisan 1920’de Urfalı milisler tarafından işgalden kurtarılmıştır. Şanlıurfalıların 11 Nisan’da gösterdiği eşsiz kahramanlık milli mücadele döneminde Anadolu’ya örnek olmuş ve tarihe de kendi kendini kurtaran şehir olarak geçmiştir. Bu bakımdan bizlere emanet edilen bu şehrin ne kadar değerli olduğunu gelecek nesillere de aktarmak zorundayız. Bilindiği gibi; Mezopotamya’nın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Urfa, su kaynaklarına yakın olması ve ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuştur. T.B.M.M’nin 12 Haziran 1984 günü kabul ettiği 3020 sayılı Kanunla Urfa’ya o şanlı direnişin bir emaresi olarak nişan vermiş ve şehrin Urfa olan ismi Şanlıurfa olarak değiştirilmiştir. Yani; Urfalıların Ulusal Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlık nedeniyle ‘Şanlı’ unvanı verilmiştir. Geçtiğimiz günlerde TBMM’de alınan kararla oy birliğiyle Şanlıurfa’mıza İstiklal Madalyası verildi.

 

Urfa; İsotu, çiğköftesi, türküleri, kalesi, tarihi Balıklıgöl olarak bilinen Halilürrahman ve Aynzüleyha Gölleri, dili, bayrağı ve peygamberleri ile birlikte özgürlüğüne kavuşmuştur. Ankara’da Büyük Millet Meclisinin açılmasına daha 12 gün kala özgürlüğünü ilan etmiştir. 1984’te de ilimiz Urfa’nın adının önüne ‘Şanlı’ unvanı getirilerek ‘Şanlıurfa’ olmuştur.

 

Nerde o eski Bayramlar?

1950’li yıllarda Urfa’nın Kurtuluş Bayramları şenlikler halinde coşkulu şekilde kutlanırdı. Türk Bayrağı şehrin her yerinde dalgalanırken, caddeler hınca hınç insan dolardı. Binaların üzerinde bile insanların oldukça kalabalık olduğu görülürdü. Herkes imkânları ölçüsünde bayramlıklarını giyer, bayram törenini izlemeye giderdi. Askeri birlikler, Urfa Çeteleri ve Saco denilen Fransız askerlerini temsilen canlandıran Urfalılar, resmigeçitten arka arkaya geçerlerdi. Protokol türbini önlerinden geçenleri ayakta alkışlarlardı. Askerler, Memurlar, Öğrenciler, İzciler, Gaziler, Şehir halkı ve Köylüler tek vücut olur, 11 Nisan kurtuluş Bayramının keyfini çıkarmaya çalışırlardı.

 

Davullar ve zurnalar o günün coşkusuyla daha bir başka çalardı. İçerisinde esnaf ve zanaatkârların olduğu kamyonlar birbiri ardı sıra geçer, birbirleriyle rekabet edercesine meslekleri ile ilgili hünerlerini sergilerlerdi.

 

Demirci esnafı, kamyona doldurmuş zanaatkârlarını. Büyük bir ciddiyet içerisinde yaptıkları işi sergiliyor, kamyon içerisinde demir dövüyorlardı. Çulcular da kamyona doldurulmuş kilim ve keçe sergileri, Keçeci ustası keçeyi nasıl dövüp, kullanılır hale getirdiğini birbiri ardına göğüs darbeleriyle sergilerdi kamyon içinde.

Yine; Şekerciler ve Leblebiciler, Kahveciler esnafı, Köylü / Çiftçi de traktörüyle inmiş şehre, onlarda Kurtuluş Bayramını şenlendiriyorlardı.

Birbiri ardı sıra, atlar, merkepler üzerinde caddenin her iki yanı kalabalık, kadın, çocuk ve başı şapkalı binlerce erkek.

Yöresel kıyafetleri olan elbiselerini giymiş, o günün sevinç ve gururuyla protokol tribününün önünden büyük bir coşkuyla geçerlerdi.

 

Askeri Bando Bölüğü “Tırfındır hastahane, karşıma karşı” diye başalayan Urfa türküsünü çalır, birçok Urfalı da onlara eşlik eder söylerlerdi.

Emperyalist ve işgalci ülkelere gereken dersin verilmesinin gururuyla kutlanan, o yılların Kurtuluş Savaşı Çete Harbsinin canlandırılarak Urfa çetelerinin Fransız askerlerini esir alıp, kovalayarak Urfa’dan kovulması temsili olarak canlandırılır. İşte o an 1920’lerin heyecanı bir kere daha yaşanırdı.

İngilizler, Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesini bahane ederek Urfa’yı işgal etti

Bilindiği kadarıyla;

Urfa ve çevresi, mütarekenin kapsamı dışında kalmasına rağmen Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesi bahane edilerek 7 Mart 1919 (Resmi belgelere göre 24 Mart) tarihinde İngilizler tarafından işgal edilmiştir. 30 Ekim 1919 tarihine kadar süren İngiliz işgalinde, Urfa'da belirtilmeye değer önemli olaylar gelişmemiş, İngilizler işgal süresince, aşiretleri silahlandırarak birbirlerine düşürmeye çalışmışlardır.

 

İngilizler, petrol bulunan bölgelerde kısmen başarılı olmuşlardır. Böylece, bölgede “İngiliz Muhibbi” aşiretler ortaya çıkmıştır. İngiltere ile Fransa arasında yapılan Sykes-Picot Antlaşmasıyla bölge nüfuz alanlarına ayrılmış ve Urfa 15.Eylül.1919 tarihli “Suriye ve Kilikya'da İşgal Kuvvetlerinin Değiştirilmesine İlişkin İngiliz-Fransız Anlaşması” gereğince Fransa'nın payına düşmüştür. 

Urfa, 30-31 Ekim günlerinde Fransızlarca işgal edildi

Urfa, 30-31 Ekim günlerinde Fransızlarca işgal edilmiştir. İşgal kuvvetlerinin ancak 100 kadarı Fransız, geri kalan büyük kısmı ise, çoğu Müslüman olan sömürge askerlerinden oluşmuştur. Şehirde, Jandarma Komutanı Ali Rıza Beyle, Belediye Reisi Hacı Mustafa'nın önderliğinde oluşturulan Müdafaai Hukuk Cemiyeti, giderek güç kazanmış ve gelişmiştir. Cemiyetin varlığını haber alan Fransızlar, Ali Rıza Bey'i Fransız karargâhına çağırarak tutuklamış, ancak Ali Rıza Bey bir yolunu bulup Siverek'e kaçmıştır. Bu olaya çok sinirlenen Fransızlar, halkı yıldırmak için sert uygulamalara yönelmiş, bununla da yetinmeyerek memurların atanmasından belediye bütçesinin düzenlenmesine kadar her alanda yönetimi ele geçirmeye çalışmışlardır. Binbaşı Ali Rıza Beyin yerine atanan Yüzbaşı Ali Saip Bey, 29 Aralık 1919 tarihinde Urfa'ya gelmiş, burada harekete hazır bir Cemiyet bulmuş ve görüşmelere başlamıştır. 15 Ocak 1920'de bir ayaklanma planlayan Ali Saip Bey, bu girişiminin Fransızlarca haber alınması üzerine Siverek'e kaçmıştır. Siverek'te Cudi Paşa ve Mehmet Emin Bey gibi aşiret ileri gelenleriyle görüşüp kuvvet toplayan Ali Saip Bey; Badıllı Sait Bey ile İzollu Bozan Bey kuvvetlerinin de katılmasıyla oluşan millî kuvvetlerle 7 Şubat günü Karaköprü Köyüne (şimdi ilçedir) gelmiştir. 

 

Fransızlara şehri 24 saat içinde boşaltmaları söylendi

Fransızlara şehri 24 saat içinde boşaltmaları için gönderilen ültimatom kabul edilmeyince, Urfa Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin yöneticilerince karşılanan kuvvetler, Cemiyet Milisleriyle birlikte şehri işgal etmiş ve Fransızları yerleştikleri binalarda kuşatmışlardır. Suruç ve Akçakale aşiretlerinin de katılmasıyla düşman kuvvetinin çok üzerinde bir kuvvet oluşmasına rağmen, savaşanların düzenli birlik disiplininden uzak olmaları ve savaşçıların iyi yönetilememesi yüzünden bu kuşatma hem uzamış, hem de çok kayıp verilmiştir. Kuşatmanın uzaması her iki tarafı da yıpratmış ve karamsarlığa düşmelerine yol açmıştır. 

 

Urfalılar sık sık resmi (askeri) kuruluşlardan düzenli birlik gönderilmesini istemiş, ancak düzenli birlik göndermenin Fransa'ya savaş ilanı anlamına geleceğini düşünen hükümet buna yanaşmamıştır. Erzaklarını tüketen ve artık katırları kesip yemeye başlamış olan Fransızlar, Cerablus'dan bekledikleri yardım gelmeyince Urfa'dan 'şerefle' ayrılmanın yollarını aramaya başlamışlardır. 

Bir plan üreterek; Ermeniler Türklere başvurup, “Fransızlara, Ermenilerin yiyeceklerinin bittiğini, kuşatma sürerse açlıktan öleceklerini söylerseniz bizi bu durumdan kurtarmak için şehri terk ederler” diyecekler; bunun üzerine Fransızlar 'insani' duygularla şehri terk edeceklerdi. Ancak Ermeni cemaati bu formüle yanaşmamıştır. Bu gerekçeyle şehrin boşaltılması gerçekleşirse, Fransızlar gittikten sonra Urfalılar, “Fransızlar sizin için geldi ve sizin hatırınız için gittiler” diyerek Ermenilerden öç almaya kalkabilirlerdi. Bunun üzerine Fransızlar Amerikan Yetim Evi Yöneticisi Mis. Holmes'la bağlantı kurmuşlar, Müdafaai Hukuk Cemiyeti ile yapılan görüşme sonucunda da birtakım şartlarla Urfa'dan gitmeyi kabul etmişlerdir.

Buna göre Ermenilerin can güvenlikleri sağlanacak, malları ve hakları korunacaktı. Urfa'da ölen Fransızların mezarlarına saygı duyulacak, ağırlıkların taşınması için yük arabaları ve deve verilecekti. Esirler geri verilecek, Urfa eşrafından 10 kişi gidecekleri yere kadar onlara eşlik edecekti. Eşraftan on kişi yerine Jandarma Teğmeni Ömer İzzet Efendi komutasındaki on jandarma eşliğinde, gece yarısı, Suruç yolundan Cerablus'a doğru hareket eden Fransızların şehri terk ediş şekli, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Üyelerinin bir bölümü, Ali Saip ve Cemiyetin bazı üyelerinin şartları kabul etmelerini içlerine sindirememişlerdi. Gece, Fransızların geçecekleri yol üzerinde, Şebeke Boğazında mevzilenen milis ve aşiret kuvvetleri Fransızlarla gün doğuşuna kadar çatışmışlardır. Silah seslerinin duyulması üzerine bütün şehir halkı, Şebeke'ye koşmuştur. Üç saat süren çatışma sırasında Urfalılar çok kayıp vermiş; Fransızların kaybı ise 296 ölü ve 67 yaralı olmuştur. 140 kadar Fransız da esir edilerek Urfa'ya getirilmiştir. Urfa'nın kaderini belirleyen ve şehre yıllar sonra “Şanlı” unvanını kazandıran bu Savaş 11 Nisan 1920 günü meydana gelmiştir.

 

 



HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER